HAYATI

Ahmet Muhtar Büyükçınar1920 yılında Gaziantep’te doğdu. Pek küçük yaşta annesini kaybetti. Merhametsiz ve cimri bir baba ile üvey ana elinde çok sıkıntılı bir çocukluk devri geçirdi. Altı yaşında dokuma atölyesinde çalışmaya başladı. Yedi yaşında evden kaçarak sığırtmaçlık, bağ bekçiliği, çerçicilik, kebapçılık, aşçılık, baklavacılık, marangozluk, Mersin’de deniz hamallığı ve Adana’da birkaç mevsim ırgatlık gibi işlerle uğraştı.

Bir taraftan derviş dedesiyle tekkelere giderken, dayısı da onu kaçak rakı imalatında ve esrar satışında çalıştırıyordu.

On yedi yaşından sonra gönlünü dolduran Kur’ân aşkı ile her şeyi bırakıp Arapça öğrenmeye ve öğretmeye yöneldi. İslâmî ilimleri tahsil edebilmek için elinden gelen gayreti sarf edip, adını duyduğu bütün hoca efendilerden istifadeye girişti. Bir taraftan okuyor, diğer taraftan da devrin şartları gereği kolluk kuvvetlerince takip edildiğinden gizli gizli okutuyordu. Nitekim bir keresinde tutuklandı ve hakkında dava açıldı. Bu sırada Nakşibendî tarikatına intisap etti. Türkiye’de daha fazla din eğitimi alma imânı bulamadığından kaçak olarak Halep’e ve Şam’a giderek iki sene okudu. Orada da hayatını dokumacılık yaparak kazandı.

1945′te Türkiye’ye dönüp askerliğini yaptı.

Askerlik dönüşü yirmi sekiz yaşında iken imtihana girerek Şeyh (Şıh) Camii’ne imam tayin olundu. Artık Gaziantep ve çevresinde Muhtar Hoca olarak tanınıyordu. Ancak kendisini yetersiz bulduğundan dini ilimlerde daha da ilerlemek için, zorlukla pasaport alarak Mısır’a okumaya gitti. Kahire’de el-Ezher Üniversitesi’ne kaydolmak üzere girdiği yeterlilik imtihanında başarılı bulunarak yüksek tahsile başlama hakkını elde etmiş olmasına rağmen, kendince düzenli tahsil görmemenin eksikliğini telâfi etmek maksadıyla Lise kısmına kaydoldu. Ardından Usulü’d-Din Fakültesi’ni bitirdi (1960). Ezher’de Yüksek Lisansını tamamladı. Tahsil hayatı boyunca Ezher hocalarının dışındaki âlimlerden de özel dersler aldı. Mısır’ın meşhur alimleri yanında o yıllarda Kahire’de yaşayan Şeyhü’l-Islâm Mustafa Sabri, Zahid Kevseri ve Yozgatlı İhsan efendilerden de istifade etti.

Bir taraftan Türk ve Arap talebelere özel dersler veriyor ayrıca ülkenin en itibarlı üniversitelerinden Câmiatü Ayni’ş-Şems’de hocalık yapıyordu. Günümüz Türkiye’sinde yakından tanınan tarihçi Prof. Dr. Muhammed Harb’in de hocası olmuştu.

Ahmet Muhtar Hoca bu yıllarda Mısır’daki İslâmî uyanış hareketlerini yakından takip edebilmiş az sayıdaki İslâm âlimlerindendir. Hayatım İbret Aynası adıyla birkaç kere basılmış hatıralarında anlattığı gibi Hasanü’l-Bennâ, Seyyid Kutup gibi çağdaş alimlerin konferans ve seminerlerine devam etmiştir. Ayrıca İhvanü’l-Müslimîn hareketi, Nâsır ihtilâli ve İngiliz bombardımanı sırasında, Kahire’de, olayların içinde yaşadı.

Tahsilini tamamladıktan sonra, Ezher’de hoca olarak kalması veya Arap ülkelerinden birine geniş imkânlarla tâyin olunması tekliflerini kabul etmeyerek İslâmiyet’in elli yıldır baskı altında zayıflatıldığını düşündüğü ana vatanına ve milletine hizmet etmek kararı ile 1962 yılında Türkiye’ye döndü.

Kendisini tanıdığında Mahir İz Hoca’nın “Nihayet aradığım adamı buldum. Ezher’de okuyup gelmiş, ilmî tedrisat ve dinî hizmette tam arzu ettiğim metodu takip ediyor. Kendisiyle mühim işler yapacağız. Bu gün çok bahtiyarım !..” şeklindeki, samimi bir sevinç ve heyecan içinde naklettiği cümleleri, Ahmet Muhtar Büyükçınar Hoca’nın kişiliği ve ilmî hüviyeti hakkındaki en değerli tesbitlerden biridir.

Ezher’deki tahsili sırasında Yozgat’tan evlenmiş ve üç çocuğu dünyaya gelmiş bulunan hocanın elindeki Ezher diploması o yıllarda kabul edilmediği için, diğer mezunlar gibi kendisine bir vazife verilmedi. İlk hocasına verdiği söze sadık kalarak, her isteyene ders verdiği ve okuttuğu kimselerden ömür boyu para almamayı prensip edindiği için, ailesini, dokumacılık, baklavacılık ve konfeksiyon işi yaparak geçindirmeye çalıştı.

Ayrıca isteyen talebelerine evinde, mektepte, kurslarda, camilerde ve mümkün olan her yerde ders veriyordu. İstanbul İmam Hatip Okulunda 1962-63 ders yılı dışarıdan ücretli hoca olarak derslere girmeye başladı, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ile İlâhiyat Fakültesi talebelerine dışarıdan Arapça ve İslâmî ilimler okuttu, onlar için kurslar açtı. Bir çok talebesinin geçimlerine katkı sağlamak için sahip olduğu mesleklerin en geçerli olanlarını onlara öğretti. Kendilerini meslek ve iş sahibi yaptı.

Ahmet Muhtar BüyükçınarYalova Esenköy’de düzenlediği 1966, 67, 68 yılları yaz kamplarında pek çok talebe yetiştirdi. Bunlardan o yıllarda kendilerine Yüksek İslam Enstitüleri dışında Üniversitelerde okuma hakkı verilmeyen İmam-Hatip Okulları mezunlarının bir kısmı, Lise son sınıf derslerinin imtihanlarını ayrıca vererek ikinci diplomalarını da almışlar ve Üniversite imtihanlarını kazanarak çeşitli fakültelere devam edip mezun olmuşlardır. Doktora yaparak alanlarının önemli isimleri halinde Akademik hayatın en üst merhalelerine ulaşarak hizmet veren tanınmış isimler olmuşlardır.

Ayrıca bir çok öğrencisini alanlarında ilerletmek ve geçimlerine katkıda bulunmak için klasik eserlerin tercüme faaliyetlerine girişti. Böylece pek çok Arapça dini kaynak da Türkçe’ye aktarılmış ve kültürümüze kazandırılmış oldu. Bir gurup yakın talebesiyle birlikte “Divan ilmî Araştırmalar Müessesesini” kurdu. 5 cilt ve 2200 sahife hacmindeki HAYAT-ÜS-SAHABE isimli eser, Hadislerle Müslümanlık (Hayatü’s-sahâbe), başlığı ile tercüme edildi. (İstanbul 1973)

1977′de, uzun yılların ardından resmen vazife yapıp maaş aldığı ikinci yer olan “Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi”ne tayin olundu. Burada dokuz sene Arapça, tefsir ve hadis hocalığı yaptıktan sonra yaş haddinden emekli oldu (1985).

Emekli olduktan sonra Yalova Esenköy’deki evinde, yine talebeleriyle ve yazmakta bulunduğu eserleriyle meşgul olarak, hayattaki tek gayesi olan dinine hizmet yolunda çalışmalarını sürdürdü. Pek çok baskı yapan bir çok kitap kaleme aldı. Esenköy’de Kanarya Camiinin yapımına öncülük etti.

5 Nisan 2013’ü 6 Nisan Cumartesi’ye bağlayan gece (24-25 Cemaziyelevvel 1434) saat 02’de Yalova Devlet Hastahanesi’nde Hakk’a yürüdü.

Hocamıza Allah’tan rahmet, muhterem ailesi, çocuk ve torunları ile her biri diyanet ve ilâhiyat câmiamızın mümtaz ve gayûr hizmetkârı olan talebelerine sabır ve selâmetler diliyoruz.

Prof. Dr. Mustafa Uzun